Actions

Work Header

JOHN WICK

Work Text:

Tam olarak ne zaman başlamıştı, bilmiyordum. Hangi anda düşmüştüm ya da ne zamandan beri sınırlarımın aşılmasına izin vermiştim, belirsizdi. Her şey o kadar belirsizdi ki bir an için buğulu cama yazılmış küçük bir harfi andırıyordu düşüncelerim. Anlık olarak değişiyor, git gide silikleşiyor ve bir sonraki sefere değin kendini gizliyordu. Çok konuşan biri sayılmazdım ama her hareketimin bir sesi olduğuna olan inancımdan ötürü yanımdaki insanların beni anladığını düşüyordum, kısa bir süre öncesine kadar. Sandığımın aksine ne ben çok suskun biriydim ne de çevremdeki her insan beni anlayabilecek düzeydeydi. Belki yıllar belki de biri beni bu yanılgıdan nihayet kurtardığında daha fazla konuşur ve karşımdakilerin beni yeteri kadar anlamadığının farkına varır olmuştum. Şimdi durduğum yerde düşüncelere dalmışken aslında bir gece klübündekinden hallice olan müzik setinin sesini ve çevremi sarmış olan insan kalabalığını fark etmiştim. Ne zamandan beri buradaydım?

“Kimse bu kadar mükemmel bir sonucu beklemiyordu, öyle değil mi?” Mild, elindeki içki bardağını havaya kaldırırken sarhoş haliyle iki yana sallandı. Bir yandan ağzına bir şeyler tıkıştırma peşindeydi ve istemsizce haline acımıştım. Yarın üstünden bir tır geçmiş gibi hissedecekti. Yalnız da sayılmazdı üstelik, ben de en az onun kadar sarhoş hissediyordum kendimi. Belki de olanca hareketliliğin arasında kendimi kaybetmeme sebep olan şey buydu.

“Phi Bester nerede?” Aklıma takılan ilk soruyu sorduğumda elbette benim neden bahsettiğimi dahi anlamayan Mild, buna cevap veremezdi. Ben de ondan yanıt beklemek yerine kendimi en yakın çıkış kapısından dışarı attım ve adımlarım beni evin içi kadar dolu olmayan bahçeye yönlendirdi. P’Mew’in evindeydik, çekimlerin güzel bir başarı yakalamasını kutluyorduk ve yaklaşık üç saat önce P’Bester ile gelmiştim buraya. Yavaş yavaş aklıma dolan düşünceler eşliğinde başından beri elimde olan yarısı dolu bardağı dudaklarıma yaklaştırdım. Henüz son yudumu almıştım ki içeriden küçük bir anons duyuldu. “Herkese çok teşekkürler, bu geceyi burada noktalıyoruz. Tharntype The Series ekibinin ikinci sezon için de aynı başarıyı yakalamasını umuyorum. Çok teşekkürler millet.”
Sesin kime ait olduğunu söylemek ses sistemi yüzünden zordu ama içeriye geçmeden önce bu gece oldukça sakin olan gökyüzünü seyrettim. Biraz zaman önce yaşadığım şeyi tekrar yaşadığımda zaman algısını anlık olarak kaybetmiştim ve düşüncelerimden sıyrıldığımda evdeki ve bahçedeki herkes gitmişti. Bunun yerine belime sarılı kolun sahibi olan P’Mew vardı.

“Phi.” Sesim beklenilenden kısıktı ve kısacık bir sesleniş olsa da ne kadar sarhoş olduğumu gösteriyordu. Tüm bu düşüncelerin ana sebebiydi kendisi ama ufacık bir farkındalığı bile yoktu elbette ve ben bunu söylemekten acizdim. “Burada ne yapıyorsun?”

“Parti sahibi olarak sona kalanları topluyorum.” Kaşlarımı yukarı kaldırarak ne demeye çalıştığını sorguladım. Bulanık zihnimden mükemmel bir sonuç beklememe rağmen dudaklarım benim yerime hareket etti.

“Kayda değer bir şey bulabildin mi peki?” Söylediklerim çok komikmiş gibi dudaklarının kenarı kıvrıldığında başını aşağı yukarı salladı.

“Bir tane buldum.” Elimdeki boş bardağa uzanarak en yakındaki çöp yığınının tepesine fırlattı. Kaybolmaya yüz tutmuş dengem ile bu kadar isabetli atış yapmış olmasına neredeyse alkış tutacaktım ama kollarım oynamak için fazla uyuşuktu. Hatta Mew’in beni tuttuğu noktadan vücuduma yayılan sıcaklığın yanında parmak uçlarım bu yaz gecesinde oldukça soğuktu da. Evet, düşüncelerim ne kadar karışık olursa olsun onun sıcaklığını hissetmekten ve zihnimde ona ismiyle -saygı ifadesi olmadan- seslenmekten geri kalmıyordum.

“Peki sen burada ne yapıyorsun?”

“Gökyüzünü seyrediyorum.” Bunu söyleyerek bakışlarımı yüzünden çekerek gökyüzünde gümüş bir tepsi gibi asılı duran aya çevirdim. Her gece istisnasız aynı noktada duran bir gök cisminin bu kadar güzel olması zamanın neden ona etki etmediğini sorgulamama sebep oluyordu. “Ay çok güzel, değil mi?”

“Çok güzel” Phi, belimdeki tutuşunu biraz daha sıkılaştırdıktan sonra çenesini omzuma yaslanmıştı. Kısa bir süre durduktan sonra konuştu. “Ne düşünüyorsun?”

“Seni.”

“Beni mi?” Sesindeki şaşkınlığı anlık da olsa yakalayabilmiştim. Ben gözlerim kapalı bir şekilde ona yaslanırken bana sarılıyor oluşunu fırsat bilerek sıcaklığına daha çok sokuldum.

“Bundan daha fazlasını söyleyemem.”

“Nedenmiş?”

“Çünkü yalnız değiliz.”

“Bunu nereden biliyorsun?”

“P’Bester beni almadan eve dönmez de o yüzden.” Cevabıma karşılık bir gülme işittiğimde haklı olduğumu biliyordum. P’Mew benden hafif uzaklaşarak başını arkaya çevirdiğinde ben de onunla birlikte salona doğru baktım ve tahminimdeki gibi beni bekleyen menajerimi gördüm. Yorgundu, tüm yıl boyunca bitmek bilmeyen etkinlikleri düzenlemenin ve diğer her türlü sorunla ilgilenmenin yanı sıra bana katlanmıştı, elbette yorgun olacaktı. Bugün ise yatağına gitmek için saniye saydığına yemin edebilirdim. “Ama eğer bensiz giderse birkaç şeyden daha bahsedebilirim.”

“Aklından neler geçiyor?” P’Mew, neler düşündüğüm hakkında bir fikir sahibi değildi ancak bir şeylerin farklı olduğunu anlayabilecek kadar beni tanıyordu. Hatta diğer herkesten daha iyi anlayabiliyordu beni ve yüzüme yerleştirdiğim kendini bilmiş gülümsemenin ardında yatan rolü çok iyi okuyabilmişti. Öyle ki kaşları neredeyse birbirine dokunacak iken gözleri anlık olarak dudaklarıma kaydı ya da dudaklarımdaki gülümsemeye. İkisi de aynı sonuca vardığından kendimi hedefine ulaşmış olarak görebildim. “Eğer bu daha önce olan şey ile alakalı ise üzgün olduğumu söylemiştim. Bir an için ne yapmam gerektiğine karar verememiştim. Gulf, biliyorsun.”

“Biliyorum. Sadece beni duymanı istiyorum.” Bir saniye için gözlerimin içine baktı, en ufak bir kızgınlık belirtisi arıyordu ama bulamayacağına emindim. Belki de yalnızca ona sinirli olmamı bekliyordu, tam aksi olduğu halde. Kendini fazlasıyla sorumlu hissettiğini de biliyordum, defalarca özür dilemişti ama ben ortada bir sorun göremiyordum. Sınırları zorlayan bendim ne de olsa. Derin bir nefes aldı ve muhtemelen olumsuz çıkacak bir söze başladı. Onu durdurmak için ışık hızında hareket etmem gerekti ve başarılı olduğumu düşündüm, bu dengesiz halimle. Kollarımı boynuna dolayarak kulağına yaklaştığımda başlayamadığı sözü yarıda kesildi. “Lütfen, daddy.”

“Oh, hayır. Bunu söylemedin.” Gözlerime bakmak için geri çekildiğinde sırıtışıma engel olamadım. “Burada bekle, Bester ile konuşayım.” Başımı iki yana sallayarak koluna sarıldığımda derin bir nefes alarak benimle zıtlaşmaktan vazgeçti. Haksız da sayılmazdı, inatlaştığımızda ya kaybeden taraf oluyordu ya da ikimiz de birbirimize çocuk gibi küsüyorduk. Küsmekten korktuğum yoktu. Ne de olsa barışmak için her daim bir yol bulabiliyorduk ama şu anki planım için barış çizgisi dahilinde bulunmak zorundaydık ikimiz de. Birlikte salona döndüğümüzde yeterince sarhoş ve cüretkar olmanın verdiği özgüvenle P’Mew’in kolundaki sarılışımı beline taşıdım ve başımı çenesine yasladım. Başını telefonundan kaldırdığı anda bizi bu şekilde gören menajerim gözlerini devirdi. İçinden küfür ettiğini duyar gibiydim.

“P’Bester.” Olabildiğince yumuşak bir sesle seslendiğimde ifadesi daha da sertleşti. Sanırım devamında neyin geleceğini bildiğinden siniri bozulmuştu. Benim yerime Mew devam etmeye karar verdi ve bunun için minnettardım.

“Phi, Gulf yeterince iyi hissetmiyor. Bu gecelik burada kalmasına izin verir misin? Yarın bir etkinliği olmadığını söylemiştin.” Menajerim oturduğu koltuktan yavaşça kalkarken sınav notlarımın açıklandığı an kadar gerilmiştim ve sebebinin bana olan bakışları olduğunun da farkındaydım. Madem eve dönmeyecektim neden onu bu kadar beklettim, inanın ben de bilmiyordum. Sadece aklım çok doluydu, o kadar doluydu ki kendim bile neler döndüğünü anlayamıyordum.

“Pekala. Bir dahaki sefere önceden haberim olursa iyi olur çocuklar. Yarın sabah seni almaya gelirim. İyi geceler.” Phi Bester ceketine uzandığında biz olduğumuz yerdeydik, ben Mew’in hareket etmesine izin vermiyordum desek daha doğru olurdu. Menajerim son olarak evden ayrıldığında yalnız kalmamızı fırsat bilerek derin bir nefes vermiş ve koltuklardan birine yaslanmıştım. Artık Mew tutuşumdan kurtulmuştu ve sarhoş bedenimin karşısında olanca ayıklığı ile dikiliyordu.

“P’Best’i yollamanı neye borçluyuz, Gulf?” Sorusunu anlamam kısa bir zamanımı almıştı ama nereden başlayacağını bilemeyen ben için bu oldukça zor bir soruydu. Dudaklarımı küçük, yaramaz bir çocuk edasıyla büzdüğümde Mew’in artık sabrı kalmamıştı. Benimle vakit kaybetmek yerine partide etrafa dağılmış olan parçaları yerine koymakla meşguldü. Ben de olduğum yerden onu izlerken yardım etmek gibi bir girişimde bulunmuyordum fakat zaten şu halimle yardım etmemem daha büyük yarar sağlardı. Aksi halde etrafı birbirine katmam kaçınılmaz gibiydi.

“Neden sana öyle bir hediye verdiğimi biliyor musun?” P’Mew, figürlerinin olduğu rafı temizlerken parmak uçlarının dokunmadan geçemediği kil fili kastederek söyledim. Sesim beklediğimden daha cızırtılı bir frekansa sahipti ve neredeyse cinsel anlamda tetikleyici olduğunu söyleyebilirdim, en azından ben öyle düşünüyordum.

“Neden?” P’Mew, bana dönerek elindeki son parçayı da yerine koyduğunda işinin bitmiş olmasını diledim çünkü yeterince vakit kaybetmiştik. Büyük salonda ilerleyerek tekrar karşıma geldiğinde tek kaşımı kaldırarak konuşmaya başladım.

“Kendimden verebileceğim bir parça olsun istedim. Fakat şimdi görüyorum ki yeterli değil.” Gözlerinin yarıya dek indiğini görebiliyordum ama bunun yorgunluktan mı başka bir sebepten mi olduğundan habersizdim.

“Bana bir hediye daha vermene gerek olmadığını biliyorsun, Gulf.” Derin bir nefes verdi ve belime bir elini yerleştirerek konuşmaya devam etti. “Hadi seni yatıralım, yorulmuşsundur.” Tamamen yalandı.

“Phi, seninle konuşmak için burada kaldığımı biliyorsun.” Mızmızlanarak başımı boynuna gömdüğümde derin bir nefes daha verdiğini işittim. “Konuşalım mı?”

“Sarhoşsun.”

“Ne olmuş?” Hiçbir sorun yokmuş gibi başımı daha fazla gömdüğümde pes ederek başını salladı. “Odana gidelim!” Ani çıkışımı beklemediğinden bileğinden yakalayarak onu üst kata sürüklemem oldukça kolay olmuştu.

“Gulf! Gulf yavaşla!” İkimiz de tökezleyerek üst katın merdivenlerinde koşarken istemsiz bir mutluluk dahilinde kahkaha atıyordum. Belki de birazdan hayatımın en zor konuşmalarından birini gerçekleştirecek olmamı hiç umursamıyordum. Sonucunda ne olacağını ikimiz belirleyecektik ama nedense içimden bir ses ağlayacağımı söylüyordu, yıllardır adam akıllı bir sebepten ağlamamış ben ağlayacak gibiydim. Ağlayacak mıydım?

“Çok yavaşsın phi. Yaşlanmak zor olmalı.” Bunları söyledikten sonra sarsak adımlarla ulaştığım ikinci katta ezbere bildiğim odasının kapısına doğru ilerledim ve ben henüz kapıyı açamamışken bir çift el bileklerimi yakalayarak içeri girmeme izin vermedi.

“Dur orada bakalım, kim yaşlanmış?” İkimiz de gülüyorduk ve ben neredeyse tüm nefesimi gülmek için harcadığım için bileklerimi tutan ellerden kurtulamıyordum.

“Phi, bırak beni.” Ne kadar istesem de Mew, beni daha sıkı tutuyordu. Nihayet ellerinden birinden kurtulduğumda kapıyı açarak ikimizin de içeriye ilerlemesini sağladım. Mew, bundan sonra vazgeçmiş olacak ki beni serbest bıraktı.

“Çok yaramazsın.” Dudakları arasından kısık çıkan sözleri nasıl anladığımı bilmiyordum ama kendimi yatağına gelişigüzel bıraktığımda kapının kapandığını duydum. Odasını tanımalamak gerekirse bir defa girdikten sonra dahi neyin nerede olduğunu söyleyebileceğim kadar düzenli olduğunu söylemekle başlamak durumundaydım. Büyük bir yatak odanın merkezindeydi ve en az onun kadar büyük bir dolap da karşısındaydı. Uzun penceleri örten koyu bir perde vardı yatak örtüleriyle eşleşen. Küçük bir çalışma masası ve masanın üstünde ders kitapları ile bilgisayarı bulunuyordu. Bir adet gece lambası vardı ve bu lambanın hemen altında da ara sıra kullandığı gözlüklerinin kutusu. Her şey buradaydı kısaca ama en fazla kokusu buradaydı. Evin her yanında hissedilebilen bu koku, en yoğun buradaydı; yatağında. “Yatağıma duş alınmadan yatılma konusunda ne dediğimi hatırlıyor musun, Gulf?”

“Phi?” Sorusunu görmezden gelerek gözlerimi kapadığımda adımlarının sesinden anlayabiliyordum ki yatağa yaklaşmıştı. Acaba öldüm mü diye nefesimi kontrol edermişçesine yüzüme doğru eğildiğinde gözlerimi araladım. Şaşırmış sayılmazdı aynen benim gibi, bu gibi yakınlıklara alışıktık ama tek elini başımın yanına yaslamış halde kaşları çatıkken içimden bir şeyler kopuyordu, korkuyordum. “Hiç düşündün mü?”

“Neyi?” Sırtını düzelterek bu defa yatağa oturdu ve benim gibi kendini arkaya bıraktı. Sanırım duş alma mevzusunu çoktan unutmuştu.

“Neden beni öptüğünde seni durdurmadığımı ya da kızmadığımı?” Evet, bahsi geçen olay geçen ay sette gerçekleşmişti ve Mew, kestik sesini duymasına rağmen ya da duyamadığı için beni -ya da Type’ı mı demeli?- öpmeye devam etmişti. O kadar kaptırmıştı ki kendini bir an için nerede olduğumuzu ve kendi adını da unuttuğuna yemin edebilirdim. Muhtemelen de öyleydi zaten çünkü ardı sıra gelen pişman bakışlar ve dudaklarından dökülen özürler bunu kanıtlıyordu. İki gün kadar benimle iletişime geçmeyi reddetmişti, açık konuşmak gerekirse hali hazırda kendini ifade etmekte zorlanan benim için bu iki gün ölüm gibiydi. Ne telefonda ne de günlük hayatta görüşebilmiştik, kendini tamamen kapatmıştı. Neyse ki menajeri bunun bu şekilde ilerlemeyeceğini bilerek bizi görüştürmüştü, üstü kapalı bir özür ve sorun değil, konuşmasının ardından her şeyi halının altına sürüklemiştik. Ben bunu istemiyordum tabii.

“Sanırım hayır.” Bakışları bana dönüktü, ben de ona bakıyordum ama gözbebeklerim odaksız sayılırdı. Her yerdeydi bakışlarım ama en çok onu görüyordum. “Daha çok pişman olmakla meşguldüm.” Ben dudaklarımı aralamış konuşmak üzereyken bana engel olarak devam etti. “Bak Gulf, bir hatanın ikinci defa affı olamaz, beni bu kadar kolay affetmeni istemiyorum. Bu kendime ve duygularıma söz geçiremediğim ilk sefer değil ve bir bedel ödemek zorundayım. Yani bu kadar iyi kalpli olursan-“

“Phi.” Duraksadı ve konuşurken dağıttığı saçlarına uzanarak düzelttim. Gözleri önüne düşen tutamlar yavaş yavaş yerini bulurken çenesini kapattığı için memnundum. “Sandığın kadar iyi kalpli sayılmam ve yaptığın şey bir hata değildi.” Sözlerimi sindirmesi için ona biraz zaman tanıdım. “Fakat bu yaptığına karşılık bir şey bekliyorsan elbette aklımda bir çözüm yolu var.”

“Nedir?” Cümlemin bitişinin hemen ardından sorduğunda gözlerinde bir çocuk merakı vardı. Bu parıltıyı nerde görsem tanırdım; yeni bir şey denemek istediğinde ya da çok şaşırdığında böyle bakıyordu etrafına ve ben neredeyse yaşam amacımı ona adamak istiyordum. Aklımdakileri söylemek adına bir süre sessiz kaldığımda kaşlarını havaya kaldırdı.

“Duygularına hakim olamayan yalnızca sen değilsin, phi. En az senin kadar zorlanıyorum, belki daha fazla. Ne zaman Type öfkelense, onun kadar öfkeleniyorum ve bunu atlatmak oldukça zor. Ne zaman Tharn’ı yanında istese seni yanımda istiyorum.” Bir elimi üstündeki gömleğe attığımda parmaklarım arasında kırışan kumaşa bir göz attı.

“Bu yüzden sahne sonrası konuşuyoruz ya, Gulf. Karakterini geride bırakmak için-“

“Hayır. Dahasına ihtiyacım oluyor. Type’ı bırakmak sandığımdan daha zor ve bunun yolu konuşarak ya da sarılarak değil, phi.” Kuruyan dudaklarımı dilimle ıslattığımda bakışlarının anlık olarak titrediğine şahit oldum. “Daha fazlasını yaşamaya ihtiyacım var. Ancak bu şekilde kurtulabilirim her bir düşünceden ya da duygudan.” Mew, gömleğini kavrayan elimi tuttu. Dokunuşu yumuşaktı ama bırakmamı istediğini bildiğimden aynı zamanda acı da vericiydi.

“Gulf. Type başka birisi, burada olmayan ve asla varolmayacak biri.” Sesi aniden yatıştırıcı bir tona büründüğünde bu konuda bu kadar iyi olması sinirimi bozmuştu. Üstümde büyük bir etkisi vardı ve isterse beni şu dakika kollarında uyutabilirdi veya sinirimi bozup elimdeki tüm dengemi alabilirdi de. “Şu an yalnızca bizi düşünmeni istiyorum. Gulf Kanawut ve Mew Suppasit’i. Beni anlayabiliyor musun?”

“Hayır, sanmıyorum.” Gözlerime ne ara dolduğunu bilmediğim yaşlar sayesinde onu bulanık gördüğümde bir eli hemen yanağıma yerleşti. “Bırakmak istemiyorum.”

“Acı verici olduğunu biliyorum ama o hep aklının bir köşesinde kalabilir. Sen oynadığın karakterden daha güçlü, daha başarılı ve daha hayat dolusun, Gulf. Unutma bunu, onu çağıracak olan da gömecek olan da sensin. Eğer ilerlemezsek hepimiz burada sıkışıp kalırız ve çok istediğin kariyerini-“ Konuşma boyunca kaçıncı defa olduğunu bilmeden sözünü kestim.

“Ondan daha güçlüysem nasıl olur da hislerime söz geçiremem, phi?!” Sesimdeki öfke artıyordu ve öfke arttıkça sinirlerim de yıpranıyordu. “Eğer ben daha gerçeksem nasıl olur da onun hissettiği her şeyi hissedebilirim?”

“Harika bir oyuncu olduğun için böyle, Gulf. Çok yeteneklisin.” Elini yanağımdan iki elime indirdiğinde nihayet üstündeki kumaşı rahat bıraktım. Baş parmakları ellerimi tuttuğu için bir rahatlama vücudumu sarmıştı bile. Teslim olmamalıydım.

“P’Mew.” Birkaç damlanın çoktan göz pınarlarımdan kaçtığını fark etmişken ellerini sıkıca tuttum. “Bana yardım eder misin?”

“Elbette.” Düşünmeden konuşmuştu, bunu biliyordum çünkü bir sonraki adıma hazır değildi.

“Öp beni öyleyse.”

“Ne?”

“Phi, öp beni.” Ellerini bırakarak bir dirseğim üstünde yükseldiğimde daha önce provalarda defalarca yaptığımız gibi ona yukarıdan bakıyordum. Bir şekilde duygusal baskınlık kurduğumun farkındaydım ama buna ihtiyacım vardı, çok. “Beni kurtarmak için öper misin?” Hala hareketsizdi ve şimdi bakışları ikilem ile doluydu. Şaşırdığını biliyordum ama ikilemde kaldığını görmek sınırlarımı biraz daha zorlama isteği uyandırdı, içinden bir yerden istediğini biliyordum. “Pişman olduğunu söylemiştin, ben de öyleyim, seni daha fazla öpemediğim için.” Bu kartı kullanmak oyunda hile kullanmaya benziyordu ama birisinin bizi uçurumdan iteklemesi gerekiyordu ve bunu yapacak kişi bendim. Bizi güvenli alandan çıkaran her adımı atan ben olduğum gibi bunda da ilk adım benden gelecekti.

“Gulf.” Uyarır bir tonda konuşsa da belimin iki yanını sıkıca tutan elleri gösteriyordu ki kendini sabit tutmaya harcıyordu tüm gücünü. İradesine hayrandım doğrusu ve diğer her şeyine.

“Sadece bir defa, phi.”

“Sadece bir öpücük?” Gözleri dudaklarıma odaklanmışken tehlikeli bir şekilde gülümsedim. Ne kadar da saf duygularla yaklaşıyordu bana ve bu bir yerde hayran olunasıydı. Gülümsememi bastırmak adına alt dudağımı ısırdım ama bu beni daha sinsi bir ifadeye sokmaktan öteye gidemedi.

“Hayır. Daha fazlasına ihtiyacım var, Mew.” Kulağına eğildiğimde titreyerek beni geriye iteklemeye çalıştı fakat içinden bir ses ona yapmamasını söylüyor gibiydi. Hareketi gönülsüz olunca haliyle ben de olduğum yerde sabit kalmıştım. Nefesim kulağını okşarken içine yaşamak için derin bir nefes çekti. İsmiyle seslenmiş olmamı önemsememiş olmasını fırsat bilerek ellerimden birini üstündeki gömleğin ilk düğmesine attım. “İstediğini biliyorum, phi, aynen benim gibi.”

“Gulf, durmalıyız. Hissettiklerin geçici, daha fazlasını yapmadan durmalıyız.”

“Bana bunu borçlusun, phi!” İstediği oyuncak alınmayan bir çocuk edasıyla söylediğimde yüzüme bakmak için gözlerini araladı. Ne kadar ciddi ve kararlı olduğumu anlamalıydı.

“Gulf, bana aşık değilsin. Yalnızca karakterinin etkisindesin, yakında geçecektir.” Yüzümde yamuk bir gülümseme belirdiğinde şaşırarak gözlerini büyüttü. Eğlenmiştim doğrusu.

“Elbette değilim ama seninle yatmak istemediğim anlamına gelmez bu.” İşte şimdi hayatının en büyük şokunu yaşamış gibi bakıyordu bana. “Elbette seni seviyorum, phi ama şu an sana ihtiyacım olan şeyi söylüyorum. Eğer duygularımızın bizi ele geçirmesine izin vermezsek sorun yaşamayız, değil mi?” Masum bir bakışla başımı yana eğdiğimde hala bir kelime söyleyecek durumda değildi ve hak veriyordum ona da, ben olsam ben de kalırdım. “Bu sadece seks.”

“Gulf, söylediklerin çok çelişiyor. Tanrı aşkına!” Yatakta doğrulduğunda üstüne uzanır vaziyette sayılacağımdan ben de dizlerimin üstünde yükselmek zorunda kaldım. Beni omuzlarımdan tutarak yatağın merkezine bastırdığında nefesimi anlık olarak tuttum. “Aklına başında mı senin? Benden ne istediğini biliyor musun ya da ne hissettiğini?”

“Evet. Bunu istiyorum.” Gözlerimdeki deli bakışla karşı karşıya gelmiş olacak ki tek kaşını kaldırarak bana meydan okudu fakat bir sonraki hamlemi yine kestirememişti. Avuç içimi dolduran sertliği bulduğumda yüzüme oldukça masum bir gülümseme oturdu. Bu kadar sertleşmiş olmasını beklememiştim doğrusu, bir şekilde gururumu okşayan bu durum karşısında dişlerini sıkan kişiye döndüm. “Ben kararlıyım. Peki phi, bana istediğimi verecek misin?”

“Aklını kaçırmışsın.” Dişleri arasından tısladığında iki bileğimi de daha önce yaptığı gibi yakalayarak bu defa başımın üstüne sabitledi. “Yani beni sevmiyorsun ve tek istediğin benimle bir defalığına yatmak. Doğru mu anlamışım?” Sesindeki alay yüzünden gözlerimi kapatarak başımı salladım, istediğim noktaya doğru yavaş yavaş yaklaşıyordum ama sabrım tükeniyordu.

“Evet.” Sesim de tüm bedenim gibi titrediğinde Mew’in kısık bir küfür savurduğunu duydum. “Hareket edecek misin yoksa ben mi başlamalıyım?” Aniden göz teması kurduğumuzda yaşadığı tereddütü fırsata çevirerek baskısı altından kurtuldum ve bu defa sırtı yatağa değen o oldu. Bacaklarım bedenini iki yanını sararak hapsetti.

“Kana!” Sesindeki öfkeyi fark edebiliyordum, beklentisinin dışındaydım ve kontrolün elinde olmayışı onu çılgına çevirmişti. Harika. Ben de gardımı indirmek istemiyordum zaten. Kısık bir kahkaha eşliğinde hala üstümde olan ceketimi çıkardım ve odanın zeminine fırlattım. Bu defa üstümdeki tişörtün eteklerine uzandığımda olmayan bir ritimle kalçalarımı kıvırdım. Bedeninin kaskatı kesildiğini görebiliyordum öyle ki ellerini kullanmayı akıl dahi edemiyordu. Kumaş parçası yavaşça tenimi terk ettiğinde saçlarımın birkaç yana dağılmış olmasını umursamadan ondan da kurtuldum. Şimdi sıra ondaydı.

“Bana eşlik etmeyecek misin, phi?”

“İstediğin şey gerçekten bu mu?” Sakinleşmiş ve tavrı değişmişti bu yüzden ben de duraksayarak yüzünü okudum. Başımı kısaca salladığımda gözlerini saniyelik olarak kapattı ve tekrar açtı. “Tamam o halde, sana istediğini vereceğim.”

“Memnuniyetle.” Gömleğinin düğmelerini araladığımda altında yatan bedeni gözlerim önüne bir şölen sundu. Diğer her zaman olduğu gibi sert karın kasları üstünde gezdirdim parmak uçlarımı. Kaburgaları derin nefesleri ile teninin altından belirirken aramızdaki ten rengi farkı yüzünden tüylerim ürperdi. Dişlerimi saplayıp kırmızı izler bırakmak istediğim beyaz teni ve harika bir zıtlıkla kendini gösteren koyu pembe göğüs uçları. Aklımda anlık bir şimşek gibi gelip geçen düşünce ile dudaklarımı ıslatarak gözüme kestirdiğim pembelikleri dişlerimin arasına aldığımda Mew, şaşkın bir ses çıkardı.

"Gulf, ah.” Ne kadar canı yansa da beni iteklemek gibi bir hamlede bulunmadı aksine bir elini belime atarak beni kendine doğru çekmişti. Hala omuzlarını kapatan gömleğe tutunarak dişlerimi geriye çektiğimde fazla uzaklaşmadan dilimle canının yandığı her noktaya değdim. En nihayetinde nemlenen ucunu dudaklarımın arasına alarak okşamaya başladığımda kalçalarının iradesi dışında hareket ettiğini fark ettim. Bir elimi beline atarak onu durdurduğumda itiraz eder gibi bir ses çıkardı.

“Henüz değil.” Kısa bir açıklamanın ardından nefesimi tenine üflediğimde içine derin bir nefes çekti. Tekrar dizlerim üstüne yükseldiğimde hızla inip kalkan göğsüne bakarak gülümsedim, tam da istediğim gibi kırmızı bir iz vardı artık ve uzun bir süre gidecek gibi değildi. Neyse ki bir süre herhangi bir modellik anlaşması yoktu. Sonra bakışlarım gözlerine takıldı. “Beni yemek istermiş gibi bakıyorsun, phi.”
“Dişlerini bana geçiren sensin halbuki.” Meydan okudu.
“Sen de istemez miydin,” Elimi boynumdan pantolonumun beline doğru sürüklerken uzun bir yol çizdim bedenimde, gözlerini bir an bile ayırmadan takip etti. “dişlerini geçirmeyi?”
“İsterdim.” İki elini de belime attı ve parmak uçları pantolonumun düğmesine uzandı. Araladığı ilk anda nefesim kesilse de asıl şaşkınlığı elini cesurca iç çamaşırımın üstünden beni kavradığında yaşadım. “İsterim.” Ve ben zevkle gözlerimi kapatmış olduğum anda bedenimi yatağın üstüne fırlatmıştı. Ani dönüş yüzünden gözlerimi açmak zorunda kalsam da zevk hala yerindeydi ve bunun üstüne, üstünden yavaşça sıyırdığı gömleği de eklenmişti. Kumaş parçası benim kıyafetlerimle buluştuğunda kendi pantolonunu aceleyle çıkarmıştı bile. Dirsekleri üzerinde uzanmış ben ise onu dikkatle izlemeye devam ediyordum.
“Ne zamana kadar orada duracaksın?” Yeterince hızlı olmasına rağmen ateşi biraz daha körüklemekten zarar gelmezdi nitekim ben o ateşte yanmaya çalışıyordum. Mew, bakışlarını bana çevirdiğinde acaba doğru şeyi mi yapmıştım diye anlık bir iç çatışma yaşamış olsam da bu ifadesinin kölesi olmuştum bile. Odaklandığında, kafası karıştığında, öfkelendiğinde böylesine sert bir ifadeye sahip olması kalçalarımda anlamlandıramadığım bir karıncalanmaya neden oluyordu. Şimdi bir de bunlara “gerçekten” tahrik olmuş hali eklenmişti bunlara, ne büyük bir kutsanmaydı bu. Her şeyden daha gerçekçi hissettirdiği için bunu aklıma kazımayı ihmal etmemiştim, asla unutmayacaktım. Kollarını belimin iki yanına bastırarak beni hapsettiğinde yüzüme eğilerek nefesini üfledi, bir ejderin avını yemeden önceki hissettiği hazzın dışa vurumuna benzerdi, beni çiğ çiğ yiyeceğini ilan ediyordu sanki. Lütfen.
“Oyun mu oynamak istiyorsun?” Kısık sesini duymamla yutkunmam bir olmuştu. Bakışları gibi konuşma şekli de birden ciddileşmiş, beni bu yaramaz halimle iş üstündeyken yakalamıştı. Yine de taviz verecek değildim, yanan bedenime birkaç santim mesafede duran bedenini hissetmeden önce.
“Oyun oynamayı bu sabah bıraktığımızı sanıyordum, Mew.”
“Phi demek yok, öyle mi?” Bir elini enseme attığında ne yapmak istediğini anlamamıştım zira bakışları odaksızdı ve beni dudaklarına çeken dudaklarını beklememiştim dahi. Kirli bir şekilde konuşan ağzımı cezalandırmak ister gibi dudaklarımı sömürdüğünde tırnaklarımla o çok sevdiğim sırt kaslarına bu gecenin anısını kazımıştım. Göğsünün üstündeki iz kadar kalıcı değildi ama suyun temas ettiği anda yaşayacağı hafif acının anlık olarak beni hatırlatmasını diliyordum. Gerçi bu geceden sonra göz kapaklarını her kapattığında yüzümü göreceğinden emindim.
İlk öpüşmemiz değildi, sayısını dahi hatırlamıyordum ama ilk defa kimse görmeden, kameralar olmadan öpüşmüştük ve bedenimin benden habersiz hareket etmesine engel olamıyordum. Bacaklarım beline sıkıca sarıldığında öpücüğün arasına kısık bir inilti bıraktı. Dengesini sağlamak için kullandığı elini de bırakarak bacağıma koyduğunda onu biraz daha çekerek üstüme yığılmasını sağladım. Vücut ağırlığının beni biraz da olsa ezmesini zevkle karşılardım. En az onun kadar uzun olsam da cüssesinin altında hissettiğim baskı inanılmaz tatlıydı.
Düşüncelerimi bölen dili damağıma dokunduğunda inleyerek belimi yukarı kaldırmayı ihmal etmemiştim. Elleri dengesi dışında her şeyle meşgul olduğundan bu hareketime karşılık verebilecek durumda değildi, bunun yerine üst dudağımı dudakları arasına alarak derince öpmüş ve beni daha da kıvranır hale getirmişti. Bacağımı tutan elinin tekrar pantolonumun beline doğru ilerlediğini hissetsem de saçlarını tutmaktan fazlasını yapmamıştım. Elleri de bunu fırsat bilerek pantolonumu kalçamın altına kadar ilerletti fakat dar kesim yüzünden bu kolay olmamıştı. Dudaklarıma saldırmaktan vazgeçmek zorunda kalarak geri çekildiğinde alt dudağını bir yemek masasına aç oturmuşçasına ısırması yüzünden başımı geriye attım. Her bir hareketinin ya da sözünün ne kadar baştan çıkarıcı olduğundan bu kadar habersiz oluşu sinirime dokunuyordu. Çevresindeki herkesi kız ya da erkek demeden etkileyen bu adam, benim üstümdeki hakimiyetinden de bihaberdi ve bu gece bunu kanıtlamaya and içmiştim. Mew, benim için ne anlam ifade ettiğini anlayacaktı, anlamalıydı. Kumaşın sardığı bacaklarıma şöyle bir baktıktan sonra kumaşı çekeleyerek uzun bacaklarımı serbest bıraktı ve bana acıması olur sanırken iç çamaşırımı da ardından çıkarttı. “Phi!”
“Şimdi kim olduğumu hatırlamış gibisin?” Saygı ekleri tekrar yerine geldiğinden yüzüne kocaman bir sırıtış yayıldı. “Kendimi sana tanıtmama izin ver, gecenin sonunda bana nasıl seleneceğine karar veririz.” Gözünü kırparak bacaklarımı omuzlarına attığında bu defa hazırlıksız yakalanan bendim. Evet, bir girdabın içindeydim ve yaşayacağım her şey için fazlasıyla heyecanlıydım.
“P’Mew.” Cümlenin devamında ne diyeceğimi bilmeden başlamıştım ki Mew de benim devam etmemi beklememişti zaten. Dudakları bir önceki öpücüğün etkisiyle ısınmış, kızarmış ve şişmişti. Bacağımın içinde hissettiğimde ise gözle görülen titremeye engel olamamıştım. Mew, bacaklarımı sıkı sıkıya kavramış ve dudaklarından kaçmamam için her yolu kapatmıştı. Yorganı kavramayı akıl ettiğimde bu defa dişleri diğer bacağımın içine saplandı, ona yaptığım şeyin ne kadar acımasızca olduğunu kanıtlamak ister gibiydi, kanıtlamıştı da. Evde kimsenin olmadığını bilerek çığlığı bastığımda Mew’in kıkırdadığına yemin edebilirdim. Dişlerinin yerini alan küçük öpücükler dahi ateşimi bastırabilecek düzeyde değildi, sürekli tenimi okşayan parmakları da öyle.
“Artık yaramazlık yapacak mısın, Gupi?” Takma isme göz devirirdim ama gözlerim çoktan kapalıydı bu yüzden yalnızca başımı iki yana salladım. Onunla dalga geçmenin bana zarar vereceğini biliyordum fakat bu zarar karnımın kasılmasına sebep olacaksa sonuna dek giderdim. “Aferin sana, bebeğim.” Sözlerinin devamında kasıklarıma konan ilk öpücükle dudaklarımı aralayarak daha derin nefesler almaya çalıştım, sonuçsuzdu. Sanki dünyadaki tüm oksijen birden tükenmişti. Mew, bu kıvranışımı görerek biraz daha güldüğünde ellerinden birinin kalçama kaydığını hissettim. Bir yandan da utanç verici derecede sertleşmiş olduğum gerçeğini görmezden geliyordum fakat kalçamı kavrayan ve yarına iz kalacak şekilde tutan parmaklarını yok sayamamıştım.
“Bu ödüllendirme şeklin mi, phi?” Tüm uyarılara rağmen tek kaşımı kaldırdığımda -ki Type’dan kalan bir alışkanlıktı- Mew’in yüz ifadesi olabilirmiş gibi daha tehlikeli bir hale büründü.
“Ai’Type, seninle değil, bebeğimle konuşuyorum.” Meydan okuduğunda bana -Gulf’a- bebeği olarak seslenmesi yüzünden bir an için tüm küstahlığımı geride bırakacaktım. Ama planıma sadık kalmam gerektiğinden yalnızca gözlerimi kaçırmakla yetindim.
“Type olmadığımı sen söylemiştin.” Gönülsüz bir şekilde karşı çıktığımda herhangi bir şey demeden beni yatağa bastırmıştı. Tekrar baskısını hissetmek ne kadar iyi hissettirse de bakışlarındaki meydan okuma yüzünden anlık olarak gerildim. Dudakları dudaklarıma yakınlaşsa da onlara uğramadan yanağıma ufak bir öpücük kondurdu. Sonrasında boynuma uzanan küçük sevgi izleri büyümeye başladı. Kendine belirlediği yumuşak noktayı dili ve damağı arasında ezerken bir yandan da saçlarımı dağıtıyordu, aklımı karıştırmak ister gibi, fazlasıyla karışıktı gerçi, hem aklım hem de saçlarım. Ben de boş bulduğum her santimi öpmeye çalışsam da bir süre sonra saçlarımda olan ellerini çekerek bileklerimi yakalamış, yatağa bastırmıştı. Gözlerini kapatan tutamlar yüzünden ne düşündüğünü görmem mümkün olmamıştı ama derin bir nefes alarak göğsüme doğru öpücükler kondurmaya başladığında fazlasıyla odaklanmış olduğunu söyleyebilirdim. Hareket etmemi engellemiş olması beni daha fazla heyecanlandırmamalıydı ama çoktan penisimin bu ilgiyle yükseldiğini hissedebiliyordum, bedenlerimiz arasında sıkışmış olması hiçbir şeye engel olmamıştı.
“M-mew.” Sesimin benden habersiz çıkması sonucunda öpücükleri yerini ısırıklara bıraktı. Daha önce çekim aralarında parmak uçları ile daireler çizdiği benlere özel bir ilgi göstermesi yüzünden yüzümün kızardığını hissetmiştim. Neyse ki ikimiz de fazlasıyla kendimizi kaybetmiş durumdaydık yoksa bununla dalga geçeceğine yemin edebilirdim. Tüm göğsümü öpücüklere boğduktan sonra onda bıraktığım aynısını tenime işlemek adına göğüs ucumu dudakları arasına aldı ama bu anda göz göze gelmemiz yüzünden aklımdaki her şey uçtu gitti. O da unutmuş olmalı ki dudaklarına takılı kalan kısmı ufak ufak emmek dışında bir şey yapmadı. Canımı yakmadı ama canımı daha fazla yakacak olan bir gülümseme ile dudaklarını aralayarak alabildiği kadar eti ağzının içine davet etti. Sandığımdan daha sarhoştu, benim gibi. İnlemelere engel olmak bu raddeden sonra hayatımın en zor göreviydi ve ben de çoktan pes etmiştim. Dili daireler çizerken elleri bileklerimde kızarıklık bırakacak kadar sıkılaşmıştı. Kendimi hareket ettirmem neredeyse imkansızdı ve az da olsa bir sürtünme için bir çok şeyden vazgeçebilirdim. “Mew!”
“Bebeğim?” Dalga geçer gibi sorduğunda sinirimin yükseldiğini hissediyordum ve başlangıçta sinir eden taraf bendim. Adaletsizceydi. Yüzündeki kendini bilmiş gülümsemeyi silmek için ellerimi kullanmam gerekiyordu ama maalesef ellerimi kullanmama izin vermiyordu. Bunun yerine burnumdan soluduğumda dişlerini göstererek gülümsedi. “Sinirleniyor musun yoksa? Bana ne istediğini söylemelisin.”
“Daha hızlı olamaz mısın?”
“Daha açık konuşur musun, bebeğim? Ne dediğini anlamıyorum.” Aptalı oynamıştı ve cevap dahi beklemeden dudaklarını tekrar göğüs ucuma kapamıştı. Hassasiyet seviyesinin yükselmesi yüzünden alt dudağımı sıkıca ısırmak zorunda kaldım, hem canım yanıyordu hem de garip bir zevk alıyordum. Mew Suppasit, zorladığım sınırlarından ve bağlı olduğu zincirlerinden kurtulmuştu ama kimle dans ettiğimi unutan ben planımın kurbanı olmuştum.
“Beni becerecek misin yoksa tekrar aylarca beklemek zorunda mıyım?” Duraksadı ve yüzüme dikkatle baktıktan sonra yutkundu.
“Bunu aylardır mı bekliyorsun?” Takıldığı ayrıntı yüzünden ben de duraksadığımda cevabını alana dek dudaklarının boş durmaması adına öpücük kondurmaya devam etti. İzlediği yol belime kadar iniyordu ve benim yanıt vermem giderek zorlaşıyordu.
“Evet?” Çoktan belli ettiğimi düşünmüştüm ama Mew bunu anlamamıştı belli ki. “Bunun tek bir günlük istek olmadığını anladığını sanmıştım.”
“Tek gecelik bir şey istediğin için arkasının olduğunu düşünmemiştim.” Beni kendi silahımla vurduğu anda dişlerini göbeğimin hemen altındaki deriye geçirmişti. Karşılık verememiştim bu yüzden. Bunun yerine inlemem odada yankılandığından Mew, hareketlerine devam etti. Daha çok beni kıvrandırmak ister gibiydi ve bunu çok iyi başarıyordu.
“P’Mew, neden oyalanıyorsun?” Sorumla birlikte beklemediğim bir şey oldu. Mew beni ağzına aldı. Tüm workshoplarda istisnasız öptüğüm, defalarca ısırdığım ve yaladığım dudakları arasına aldı beni. Islak sıcaklık beni tamamen kavradığında istemsizce kollarımı salladım ve nihayet tutuşundan kurtuldum. Özgürlüğüne kavuşan ellerim saçları arasına daldığında bir dağın zirvesine ulaşmış tırmanıcının yaşadığı mutluluğu yaşamıştım. Her bir hareketinin yanı sıra dudaklarının sıkı tutuşu karşısında ne yapacağımı şaşırmış halde omuzlarında olan bacaklarımın titremesine engel olamamıştım. Belki de başından beri bu haldeydim, bilmiyorum. Ama dilinin her bir vuruşunda kendimi yerçekimine karşı koyuyormuş gibi hissediyordum, neredeyse uçuyordum. “Mew!”
Nefesimin yettiğince bağırdığım isminin ardında aslında bir tür yakarış da vardı. Daha fazla dayanamazdım buna ama o beni deli etmek ister gibi başını ve akabinde elini uzunluğumda gezdirmekten asla geri durmuyordu. Belki de beni boşaltıp bundan kurtulmak istiyordu fakat gözümün ucuyla bile görebildiğim sertliğinin planının aksine ilerlediğini de söyleyebilirdim. Buna izin veremezdim.
“Hm, hala geçerli ismi söylemedin.” Neyi kastettiğini anlamıyordum. Konuşmaya başlamak için dudaklarını üstümden ayırdığı için şikayet edecek kıvamdaydım. Tavanı da git gide buğulu görmeye başlamıştım.
“Mew.” Zevk içinde ya da işkence içinde mi demeli, ismini sayıklarken eliyle penisime dokunduğunda neredeyse boşalacaktım, neredeyse. “Lütfen.”
“Dizlerinin üstüne.” Elinin tersiyle ağzını sildiğinde penisimin tamamen salya ile kaplı olduğunu gördüm. Bir titreme daha geçti bedenimden. Bana emir vermiş olmasını göz ardı edecek kadar aklım başımdan gitmişti ve tek isteğim elimi kalp gibi atan uzunluğuma sarmaktı. Tabii, Mew’in bakışları karşısında bunu yapmam imkansızdı.
“Phi…” Sesim neredeyse duyulmayacak düzeydeydi ve yolunu kaybetmiş bir kedi edasıyla çıkmıştı. Mew’in soğuk bakışları karşısında sıcak bir nokta bulmayı hedeflemiştim. Bulabilir miydim, şüpheli.
“Söylediğimi anlamadın mı, Gulf? Yoksa bunu mu istiyorsun?” Bacaklarımı sağ tarafa itekleyerek beni belimden yakaladığında tüm cüsseme rağmen beni yüzüstü çevirmeyi tek hamlede başarmıştı. Şok içinde nefesim içime kaçarken dengemi sağlamak adına iki elimi de yatağa bastırdım.
“Mew!” Daha ne olduğunu anlayamadan ikinci defa bileklerimi tuttuğunda dizlerimin üstünde yükselmemi sağladı. Sonra ellerinden biri az önce ısırdığı göğsümü kabaca kavramış, dik durmama yardımcı olmuştu. Bir şekilde yavaştan ayıldığımı hissediyordum ama bir yandan da tekrar sarhoş oluyordum. Sert hamlelerinin yanı sıra soğuk ses tonu yüzünden de korkudan titrediğimi hissediyorum.
“Söylediklerimi anlamakta zorluk çekiyorsun, bebeğim. Bana nasıl sesleneceğine karar verebildin mi?” Dudakları kulağımın hemen altındaki deriye sürtünürken hala üstünde olan iç çamaşırının kumaşını kalçalarımda hissediyordum ve elbette altında yatan sertliği de. Açılmamış doğum günü hediyesi heyecanı gibiydi, içinde ne olduğunu bildiğin halde yaşadığın o heyecan ve gözlerindeki ışıltı. Gözlerim kapalı olabilirdi ama aralı dudaklarımdan çıkan titrek sıcak nefesler de bir o kadar heyecanımı yansıtıyordu. Başımı arkaya atarak omzuna yattığımda bir elimi ensesine atarak dudaklarına yaklaştım. Bir anlık tereddüt ile geri çekildi. “Henüz bir dakika önce penisin ağzımda-“
“Kapa çeneni, yalvarırım.” Sözünü keserek dediği gibi daha bir dakika önce penisimin üstünde olan dudaklarını dudaklarımın arasına aldım. Boynumun zorlanmasına rağmen öpücüğü bir an için bile bozmayarak tüm gücümle dudaklarına asıldım. Tadı acıydı ama bu damağına dilimle yaptığım baskıya engel olamazdı.
Dudaklarının şişliğine sebep olmaktan bir kez daha gurur duyuyordum fakat bu defa yalnızca bana özeldi, provalarda yaptığımız gibi defalarca öpüşmemizin ürünü değildi ki o zamanda dahi bununla gurur duyarak gezerdi, gezerdik. Bu anının vermiş olduğu güzel hislerle gülümserken vücudumdaki sert tutuşunu bir an için unutmuştum. Göğsümü sıkarak beni kendime getirdiğinde üst dudağını ısırmış ve dilinin ağzıma yaptığı bilmem kaçıncı keşife izin vermiştim. Çok güzel öpüyordu, öyle güzel öpüyordu ki tüm acılarımı tek hamlede silebilecekmiş gibiydi. Öyle güzeldi ki tüm duygularımı bir kenara itekleyip kalbimde tek onun sevgisini bırakıyordu. O kadar fazla dolduruyordu ki benliğimi, kalbimin o sevgiyle ve fazlasıyla dolup taşacağını zannediyordum, belki de taşardı. Mew her anlamda fazlaydı.
Ağzının içine doğru inlediğimde titreşim ikimizi de yerinde sabitlemişti. Sanki içine düştüğümüz geceyi bir an için unutmuş, transa geçmiş gibiydik birbirimizin dudakları üstünde. Gözlerimi araladığımda yandan görebildiğim ifadesi bir ara boşluğa düşmüş, sonrasında sert ve tehlikeli halini tekrar almıştı. Sırtımın ortasında hissettiğim eli beni yatağa bastırdığında kollarımla engelemeye fırsat dahi bulamamıştım ve yüzüm yorganla buluşmuştu. Nefes alabilmek adına sağ yanıma döndüğümde elleri bileklerimi tekrar tutmaya başlamıştı ama bu defa belimde tek eliyle sabitlemeye karar vermişti. Seslerden üstünde kalan tek parçayı da çıkardığını anlayabiliyordum ve görmek istiyordum. Onu tamamen çıplak görmek nasıl bir histi tatmak istiyordum ama beni yerimde sabit tutan eli yüzünden hareket edemiyordum. Gerçi her şeyi boş verip sırt üstü dönebilirdim ama olayın akışını bozmak istediğim son şey bile değildi. Yine de bu boynumu tekrar zorlayarak ona bakmaya çalışmaktan beni alıkoyamazdı.
“Ne yapıyorsun?” Daha çok meraktan soruyor gibi görünse de enseme dolanmış olan ikinci eli beni daha büyük bir baskı altına almak istediğini yansıtıyordu. Zevkle gözlerimi tekrar kapattığımda inlememe engel olamamıştım. “Bunu seviyorsun, değil mi?”
“Evet.” Kıkırtıma engel olamadığımda gürültülü bir nefes verdiğini işittim, sanki kendini zorluyor gibiydi fakat henüz ana oyuna başlamamıştık bile. Üstüme eğilişini fırsat bilerek kalçalarımı hafifçe kaldırdığımda tenlerimizin dokunduğu noktada hayali ateşler yaktım. İkimiz de temastan dolayı irkilsek de geri çekilmek yerine daha çok yakınlaştık. Artık sertliğinin kalçama yaptığı baskıyı daha net hissediyordum. Ellerinden biri göremediğim bir yere uzanarak bir şeyleri alarak yatağın üstüne bıraktı.
“Sihirli sözcükler neler, Gulf?” Sorusunun bir süre havada asılı kalmasına izin verdim. “Beni en çok ne diye çağırmanı seviyorum, hm?” Ne kadar sakin sorarsa sorsun arkasında yatan heyecanı biliyordum çünkü ben de aynı şekilde sabırsızdım.
“Lütfen.” Derince yutkundum. Sonraki sesleniş dudaklarımdan bir kış gününde havaya karışan buhar kadar silikti fakat oradaydı ve Mew’in göğsündeki hırıltının asıl sebebiydi. “Daddy.”
Duymak istediği sihirli kelime ağzımdan çıktığı anda ne zaman kayganlaştırıcı kapladığını bilmediğim parmaklarını kalçalarım arasında gezdirdi. İkimiz de ani hareket karşısında nefesimizi tutmuş, parmaklarının içime girmesine bir anlam yüklemek ister gibi sessiz kalmıştık. Saf şehvetten başka bir şey değildi halbuki. Ama yine de Mew, tüm konuşmaları ve soruları bir kenara atarak beni kendisi için hazırlıyordu. Daha çok beynimi yerinden oynattığını hissettiğim bu yeni his yüzünden gözlerimi sıkıca kapatmış, nefesimi düzenli tutmaya çalışıyordum. Parmaklarının duvarlarıma yaptığı baskıya biraz daha tanıklık edişimin ardından bileğini çevirmesi ile dudaklarım ayrılmış ve sessiz bir çığlık kaçmıştı arasından. Bileklerimi olduğu yerden asla hareket etmesine izin vermeyen elinin baş parmağı ile elimin üstünü okşadığında gereksiz yere gözlerimin dolduğunu hissetmiştim, hayır, şimdi olmazdı.
“İyi misin?” Başımı hızla sallayarak onu onayladığımda parmakları geriye çekilmişti ve bir dakikadan kısa süren bir zamanın ardından tekrar konuşmuştu. “Öyleyse sana istediğini veriyorum?”
“Evet, daddy.” Gözlerimi yarıya kadar araladığımda bulanıklaşan görüşüme gözleri girdi. Yüz ifademi inceleyen bakışlarındaki endişenin kaybolması adına buruk bir gülümseme ile karşılık verdim. Aynı şekilde yarım bir gülümseme ile güldüğünde gözlerimi kapattım ve dudakları yanağıma şu an yaptığımızın aksine çok yumuşak bir öpücük kondurdu. Neredeyse masum olduğumuza inandırabilirdi beni. Bu şekilde uzun süre durmak zor olduğundan kısa sürmüştü. Sonrasında kalçalarına yüklenmesi ile aramızda hiçbir boşluk kalmayana dek kendini itekledi. İnlemek dışında hiçbir şey yapamadım, hiçbir şey hissedemedim. Bomboş bir karanlığın içindeki acı hissine tutunabilmiştim yalnızca. Gözlerim kapalı, dişlerim birbirine kenetlenmiş haldeyken bir çift dudağın yumuşakça kürek kemiğime dokunduğunu hissettim. O karanlığın içinden kopup gelen bir sabah güneşi edasıyla tüm vücudumu kavurdu.
“Gulf, bebeğim.” Yanıt verememiştim ama yanıt vermem için olan bir sesleniş gibi de değildi zaten. Daha çok burada olduğunu belli etmek için söylenmiş bir sözden ibaretti. Bileğimi tutan eli, elimi tutmaya karar verdiğinde parmaklarımızı birbirine doladım.
“Daddy.” Gerçek adını unutmuş gibi tekrar ettiğimde akışı bozmadı. “Hareket et, lütfen.” Halen gözlerim kapalıydı ama bu defa dişlerim birbirini bırakmaya karar vermişti bu yüzden konuşabilmiştim. Mew de bu isteğime uyarak kalçalarını hareket ettirmeye başladığında başımı tekrar yatağa gömdüm.
“Bunu istiyordun değil mi? Tek istediğin bunu yaşamaktı.” Mew, kalçamı kavrayarak ileriye hareket ederken beni de kendine çektiğinde güçlü bir çığlık attım. Başlangıçta alışması zor olan his şimdi yerini acıyla karışık bir zevke bıraktığından ses çıkarmamaya çalışmak ayrı bir özen istiyordu. Ben de bu özeni gösterebilecek biri değildim.
"Evet!” Sesimin ne derecede yüksek veya dengesiz çıktığı ile ilgilenmiyordum.
“Benden ne sevgi ne de ilgi bekliyorsun, öyle değil mi, Gulf? Yalnızca burada olmak istiyorsun; yatağımda.” Sözlerinin beni neden bu kadar etkilediği hakkında bir fikrim yoktu ama gözlerime dolan yaşları gözlerim kapalıyken dahi fark edebiliyordum. Kulağıma eğilmiş fısıldadığı cümlelerin anlamını aklıma kazırken ağlamaklı bir ses çıkarmaktan kendimi alamamıştım. “Yalnızca bu gece Tharn ile yatmak istedin ve geldiğin kişi benden başkası değil. Tharn’ı bu kadar mı çok seviyorsun, Gulf? Söyle bana.”
“Seviyorum!” Cevabımı seçmek vücudum yatak ve Mew’in bedeni arasında savrulurken çok zordu ama yine de durup düşündüm. “Daddy’i seviyorum.”
“Duyamadım bebeğim.” Mew, boynuma sardığı eli sayesinde beni yatağa doğru konuşmaktan kurtardı. Şimdi dizlerimin üstünde dururken hareketlerini karnımın derinliklerinde hissedebiliyordum. “Tekrar et.”
“Daddy’i seviyorum.” Ağzımdan aktığının farkında bile olmadığım salyamı elinin tersiyle sildikten sonra dudaklarıma gecenin bilmem kaçıncı öpücüğünü kondurarak beni diliyle sayısız defa tanıştırdı. Her bir hamlesinde kendimi dudaklarında bir kez daha boğulur halde buluyordum. Derine çekiyor, çekiyor ve ardından güzel bir ısırışla dolgun eti serbest bırakıyordu. Söylemekte fayda var; bırakmasını asla istemiyordum. Nefesimi nefesinden karşılarken elini karnımın altına bastırarak hareketlerine biraz da baskı kattı ve ben orada boşalacak gibi hissetmiştim. Penisinin içimde yarattığı harikalar yetmiyormuş gibi bir de şimdi avucunun içini tenime bastırması ile nirvanaya ulaşmak üzereydim. Bir itiraz yükseldiğinde dudaklarımdan, Mew geri çekildi.
“Hm?”
“Daddy.” Ellerimi tutuşundan kurtardığımda düşmemem için belime sarıldı. Ben de serbest kalan ellerimden birini yanağına yerleştirerek konuşmama devam ettim. “Mew Suppasit’i seviyorum.”
“Ha?” Şaşkınlığını duraksayan hareketlerinden anlayabiliyordum ama bu istediğim son şey bile değildi.
“Mew Suppasit ile yatmayı seviyorum.” Gözlerinden geçen ani karanlık ile çenesi kasıldığında tutuşunun da sertleştiğini hissediyordum. Sanki bir aktifleştirme düğmesine basılmışçasına belimi geriye doğru çektiğinde tüm hakimiyetimi kaybederek alt dudağımı ısırdım. Evet, bu en iyisiydi. Tekrar beni içine çektiği haz denizinde savrulurken uzayan saçlarımın da gözlerimin önüne düştüğünü hissedebiliyordum. Her bir tel bilinmeyen istikamette yönünü bulurken ben de aynısını Mew’in saçlarına yapmak için ellerimi geriye attım. Tutunabildiğim telleri çekiştirerek inlerken Mew’in düzensizleşen nefesleri boynumu okşuyordu. İkimizin de bedenleri ince bir ter tabakası ile kaplanmışken ve zirveye oldukça yakınken içimden çıktığını hissettim. “Ne?”
Hiçbir şeye tepki vermemi beklemeden beni sırtüstü yatırdığında ellerini başımın iki yanına yaslayarak yüzüme eğildiğini gördüm. Tekrar içime girmeden önce benimle biraz daha öpüşmüş, anın tadını çıkarmak ister gibi her hareketine biraz daha yoğunluk katmıştı. Aklımı başımdan almıştı. Dünyamın döndüğünü hissederken sertliğini tekrar içime soktuğunda sırtım bir kavisle yataktan kalktığında dudaklarımın üstündeki dudakları üst dudağımı esir almış, emmekle meşguldü. “İstediğin şey nasılmış, Gulf?”
Kollarımı omuzlarına sarmış, kalçalarının tam zamanında, mükemmel bir baskıyla yaptığı hareketlerle mest olurken sorusuna hırıltı dolu bir sesle karşılık verdim. “Teşekkür ederim, Daddy.”
“Bunu gerçekten bir defalık istediğine emin misin?” Ciddiyetten uzak bir sesle sormuştu ama altındaki küçük mesajı fark etmiştim. Tam yanıt verecekken kalçalarının dokunduğu bir nokta yüzünden tüm bedenim bir elektrik akımına yakalanmışçasına titredi, bacaklarım iki yana biraz daha açıldı ve başımı atabildiğim kadar geriye attım. Fırsattan istifade boynuma ilerleyen dudakları birer santim aralıklarla bıraktığı öpücüklerin arasına ısırıkları da saklamıştı. Dikenli bir güle sarılırmış gibiydi, hem harikaydı hem de ellerim kanıyordu.
“Mew!” Adını haykırdığımda kalça hareketlerinin arasına bir de kıvırma eklediğinde tırnaklarımın omzularına ince çizgiler bırakmasına engel olamadım. Beni şoka uğratan bu hareket sayesinde boşaldığımı hissettiğimde bu benim için bile sürpriz olmuştu. “Oh, özür dilerim, daddy.”
Mew benimle bir saniye için göz göze geldiğinde yarım bir gülümseme ile bedenlerimizin arasındaki menilere baktı. Bir eli hızla karnımın üstündeki beyaz sıvıya dokunduğunda tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. Sımsıcak bir kaplıcadan soğuk su havuzuna atlamış gibi hem ferahlatıcı hem de dondurucuydu. Parmaklarına bulaşan sıvıyı dudaklarına sürdüğünde gözlerimi kırmızılıkların üstünde duran beyazlıktan alamadım.
Bir saniye sonra öpüşüyorduk ve ne kadar orgazm sonrası hisettiğim bir hassaslık olsa da Mew hareketlerini kesmedi. Yine de birer mırıltı edasında çıkan seslere karşı koyamıyordum. Bir kolum hala boynuna sarılı iken diğer elimle karın kaslarında izler çiziyordum ve onun da yakın olduğunu hissedebiliyordum. Dişleriyle dudaklarımda bıraktığı derin bir izin ardından vücudunun kasıldığını fark ettim.
Kendimi temizlenmiş bir şekilde temiz yatağın üstünde oturur halde bulduğumda Mew de çoktan gözlerini kapatmış halde yatakta uzanıyordu. Uykuya yenik düşmeden önce gitmemem için defalarca temkinde bulunmuştu, bilmediği şey ise ben ayrılmayı çoktan planlamıştım. Saçlarımdaki ıslaklığı biraz daha aldıktan sonra havluyu kirli sepetine atarak yatakta uzanan bedenin yanağına eğilerek bir öpücük kondurdum. “İyi geceler, Daddy.”
Evden gecenin bilmem kaçında ayrılmam sorun değildi fakat taksinin gelmesi oldukça uzun sürmüştü ve doğru düzgün kurutamadığım saçlarım yarın bana sorun çıkaracaktı. Kendimi apartman daireme attıktan sonra menajerime kısa bir bilgilendirme mesajı attım. Yatağıma başımı koyduğum gibi gözlerim kapanmıştı.

 

“Mew ile aranız bozuk mu?” Başımı telefonumdan kaldırmama sebep olan soruyu duyduğumda kaşlarımı çattım. Dergi çekimleri sonrası makyajımı temizledikten sonra dinlenebilmem için yalnızca beş dakikam vardı ve menajerim bu beş dakikayı dahi kullanmama izin vermiyordu.
“Hayır, nereden çıkardın phi?” Yalanlasam da her gün dibinden ayrılmadığım adamla bir haftadır görüşmeyişim ve üstüne üstün telefonda dahi konuşmayışım onu işkillendirmiş olmalıydı.
“Sadece bir his. Ayrıca geçen defa beni aradığında onunla konuşmadın. Bir sorun varsa bana söyleyebilirsin.” Bakışlarım telefonumun ekranında olduğundan biraz daha rahattım ama omuzlarımın kendiliğinden gerildiğini hissedebiliyordum. P’Best derin bir nefes verdi, bıkkındı. “Proje partneri olduğunuzu biliyorsun, Gulf. Eğer bir sorun varsa bunu büyümeden çözmeniz en iyisi. Hiçbir şeyin işinizi etkilemesine izin vermeyin.”
“Herhangi bir sorun yok, phi. Endişelenme.” Kısaca başımdan savsam da durumu, dediği gibi bir problem yaşamamız gerekiyordu. Şu raddeden sonra aramızda olanları nasıl tanımlayacağımı dahi bilmiyordum, sorun mu yoksa bir facia mıydı?
“Tamam öyleyse, benden söylemesi. Bugünlük programımız bu kadar önümüzdeki üç gün boyunca boşsun.” Gülümseyerek başımı salladım, işte bu keyfimi yerine getirmişti.
Eve dönüş yolunda her şey beklediğimden daha güzeldi. Eski lise arkadaşım Bright ile karşılaşmış ve birlikte kısa bir konuşmanın ardından Instagram’a atmak adına da bir fotoğraf çekilmiştik. Sıkışık iş takviminin arasında böyle denk gelişler çok olmuyordu.
“Aradığımda telefonun açık olsun, ani değişiklik olabilir birkaç programda.” Arabadan indiğimde şoför koltuğunda oturan P’Best söyledi. “Yemeğini de aksatma sakın.”
“Merak etme phi. Görüşürüz.” Selam verdikten sonra binaya girdim. Sırtımda her zamanki sırt çantam vardı ve neden bu kadar ağır olduğunu sorgularken katları kolaylıkla çıkmıştım. Cebimdeki anahtarları karıştırarak kapıyı açtığımda nihayet rahat bir nefes verebilmiştim. Daha içeriye iki adım atamadan zilin çalması ile hemen geri döndüm. “Bir şey mi unuttun, phi?”
“Selam.” Mew, beklenmedik ve bir yerde beklendik şekilde kapımda dikilirken karşılık vermediğimi fark etmiştim. Yine de bu karşılıksız kalışı umursamadan içeriye girmiş ve daha önce burada bulunmuş olmanın verdiği rahatlıkla koltuklardan birine oturdu. “Oturmayacak mısın?” Hala kapının önünde duran bedenimi kastederek koltuklardan birini çenesiyle işaret ettiğinde transtan uyanmış gibi başımı sallamakla yetindim. Kapıyı kapatmayı akıl ederek çantamı da herhangi bir yere bıraktım.
“P’Best mi söyledi burada olduğumu?” Tahminde bulunduğumda başını iki yana salladı. Elleri fazlasıyla burnu havada bir tavır sergilemek adına pantolonunun cebindeydi.
“Hayır. Yakınlardaydım ve şansımı denemek istedim. Telefonlarıma yanıt vermiyorsun ne de olsa.” Bakışları sehpanın üstünde sabitken söylemişti ve kendimi öğretmenlerinden azar işiten bir öğrenciden çok da farklı hissetmiyordum. Ödevimi de yapmayı unutmuştum.
“Yoğundum.” Ağzımın içinde bir bahane gevelesem de bunun doğru olmadığını ikimiz de biliyorduk. Her gece sabaha dek telefonda konuşan kişilerdik üstelik, ne dersem diyeyim bir açıklaması olamazdı. Onca mesaja da geri dönüş yapmamıştım.
“Bahane duymak için gelmedim. Neden yaptığını merak ediyorum sadece. Gitme dediğim halde neden gittin?” Dairem tamamen bir sessizliğe büründüğünde dizlerimin üstüne eğilmiş, ellerimi birleştirmiş haldeydim. Bakışlarım bacaklarından yukarısına çıkmıyordu, çıkamıyordu.
“Bunun aramızda olanları etkilemesine izin veremezdim, phi. Daha çok unutmamız için ikimize de zaman tanımak istedim.” Sözlerimi bitirir bitirmez Mew de benim gibi öne eğilerek göz hizama geldi.
“Ve bunu bana tek kelime söylemeden yaptın. Ne düşündüğümü ya da hissettiğimi umursamadan. Gulf, gerçekten birkaç günde unutacağımı mı sandın?”
“Hayır ama ikimiz de neler olduğunu düşünmeliydik ve zamana ihtiyacımız vardı. Eğer hemen konuşsaydık yaşayacağımız kavgayı düşünmek bile istemiyorum.” Gözlerimi saniyelik kapatarak çıkacak karmaşayı düşündüm. Her şey bir kıyamet günü gibi karışabilirdi belki şimdi de öyle olacaktı. “Biliyorum bunu ben istedim, ben başlattım ama en azından yaşayabileceğimiz hasarı azaltabilirim diye düşündüm.”
“Gulf.” Mew, uzanarak birbirine kenetli ellerimin üstüne elini yerleştirdi. “Sana asla kızgın kalamayacağımı biliyorsun, değil mi?” Başımı aniden kaldırarak ikimizi de şaşırttığımda yüzünde kırık bir gülümseme belirdi. “Sadece konuşarak çözmek istiyorum olanları. Bir gecelik biriyle yatmak istemiş olabilirsin, bir gece için bir erkekle yatmak istemiş de olabilirsin. Ya da dediğin gibi Tharn’ı ve Type’ın duygularını da hissetmek istemiş olabilirsin.” Sözlerini kesmek istedim ama bana bir bakış atarak beni susturdu. “Her ne olursa olsun ben sadece senin, Gulf Kanawut’un yalnız veya kırgın hissetmesini istemiyorum.”
“Mew…” Söyleyeceklerim birer birer boğazımda takılı kalmışken elini avucumun içine aldım. “Özür dilerim.”
“Ne için?” Gözlerimin dolmaya başlaması saçmalıktan ibaretti. Ama oluyordu işte ve bu yüzden başımı kaldıramıyordum yine. Diğer eli ensemdeki saçları diğer her zamanda olduğu gibi okşamaya başladığında yaşlar çoğaldı, tanıdık his fazlasıyla canımı yakıyordu. “Hm, ağlıyor musun yoksa? Ağlak bir bebek mi olmaya karar verdin?” Sesindeki kırıklık beni iki katı kırarken gözlerimden henüz firar edememiş damlaları geri yollamak adına derin bir nefes alıp verdim.
“Hayır.” Yüzünü görebilmek adına başımı kaldırdığımda onun da gözlerinin dolduğunu görmüştüm ve dudaklarına uzanmakta bir an dahi tereddüt etmedim. Biraz beklenmedik olsa dahi öpüşüme karşılık verdiğinden elimi yanaklarına yerleştirerek onu olabilirmiş gibi daha yakınıma çekmeye çabaladım. Sadece alt dudağını dudaklarım arasına almış emerken gözlerim kapalıydı ve kollarının belimdeki tutuşunu kolaylıkla fark etmiştim. “Mew.” Her nefes arasında bir şeyler söylemek istiyordum, aslında konuşmak istediğim çok şey vardı ama ben hiçbir zaman sözlerin insanı olamamıştım. “Ben,”
“Biliyorum.” Bir eliyle başımı desteklerken ikimizi de bulunduğumuz koltuğa yatırmaya girişti ama tutuşundan kurtulmuştum. Tek kaşını kaldırdığında az önce öpüşmekten hassaslaşmış olan dudağımı ısırarak hafifçe güldüm.
“En azından göstermeme izin ver.” Hiçbir şey demeden hareketlerimi izlediğinde dizlerimin üstüne çökerek bacakları arasına yerleştim. Biraz da olsa gerilerek dik otursa da ellerim hızla pantolonunun düğmesini bularak araladı. “Daddy.”
“Siktir, Gulf.” Bakışları aniden değişmiş ve muhtemelen vücudunu aynen benim vücudumu saran bir ateş sarmıştı. “Napıyorsun?” Gayet belli olan bir durum karşısında sorduğu soruya gülmekten başka bir tepki verememiştim. Pantolonunu indirmek adına ellerimi beline attığımda bana hala o aptal bakışı atıyor olmasına karşılık gözlerimi devirdim ve poposuna hafifçe vurdum. Nihayet konuyu anlamış olduğunda kalçalarını koltuktan kaldırarak iç çamaşırının eşliğinde pantolonunu dizlerine kadar indirmeme yardımcı oldu.
Karşıma çıkan görüntü iştah açıcıydı. Tişörtünün açılması ile göz kırpan kasları yüzünden dudaklarımı yaladım. Bir saniye için göz göze geldiğimizde genişçe gülümseyerek konuştum. “Itadakimasu.”
Nefesinin göğsünde hapsolduğunu anladığımda şeytani bir düşünceyle az önce nemlendirdiğim dudaklarımı uzunluğuna bastırdım. Parmak uçları titreyerek saçlarımı buldu. Tutamları kavramadan önce bir saniyelik tereddütünü fark edebilmiştim. Ben de en az onun kadar temkinli bir şekilde dudaklarımı aralayarak uzunluğunu ağzıma aldığımda ikimiz de aynı anda inledik. Hangimiz daha çok kendinden geçmişti bilmiyorum fakat dilimin üstünde hissettiğim ağırlığı gözlerimin tanımlayamadığım bir zevk eşliğinde kapanmasına sebep oldu. Mew de bunu desteklercesine kalçalarını koltuktan bir santim kadar kaldırdığında oksijenin azalmasından korkarak ellerimi bacaklarına sardım. Bu sinyali algılamış olacak ki tekrar kendini geriye bıraktı. Ben de işime kaldığım yerden devam edebildim.
“Ah, Gulf.” Gözlerimi tekrar açmaya zorlayarak yüzüne baktığımda başını çoktan geriye attığını gördüm. Boynundaki damarlar belirginleşmiş, üstündeki tişörtün içine doğru kaybolmuştu. Dikkatimi yeniden ağzıma çevirdiğimde sağ elimi de kullanarak sığmayan noktalara ulaşmaya çalıştım. Hayli zordu fakat gözlerimin arkaya kaymasına sebep olacak kadar da güzeldi. Tüm ağzım dolu olduğu için ses çıkarmam mümkün değildi ama burnumdan nefes alışımı düzene soktuktan sonra Mew’in bacağını sıkarak bana bakmasını sağladım. Gözlerimdeki kararlılıktan bir şeyler anlaması gerekirdi ki, saçlarımdaki elleri sıkılaştığında iletmek istediğim mesajı aldığından emindim. “Kana.”
Adımı bir sabah rüzgarından daha silik şekilde zikrettikten sonra kalçalarını hareket ettirerek üstümdeki iş yükünü aldı. Bir yandan boğazımı rahat tutmaya çalışmak ve bir yandan da aklımı yerinde tutmaya çalışmak oldukça zorlayıcıydı. Ben de bu yüzden aklımı bir kenara atarak sadece dilimi kullandım. Mew, onu ne kadar sevdiğimi görmeliydi hem hareketlerimle hem de sözlerimle. Şimdilik yalnızca hareketlerimi kullanabiliyordum.
Mew, anın verdiği heyecanla çok da dayanamayarak boşalmak üzereyken ağzımdan çıkmaya yeltendi. Kalçalarını tekrar kavrayan ellerim buna izin vermediğinde yüzünden ani geçen şok dalgasını fark etmiştim ve bu bana garip bir eğlence yaşatmıştı. Tüm tadı damağıma yapıştığında geriye çekilerek birkaç defa öksürdüm, çok da kötü değildi. En azından beklediğimden iyiydi ve evet bunu düşlemiştim. Birkaç erotik içerikli rüyama da ev sahipliği yaptığından diyorum, ortalamanın üstündeydi. Elimin tersiyle dudaklarıma bulaşan salya ve menilerden kurtulduğumda Mew’in beni kucağına çekmesini beklememiştim.
“Hey.” İtirazımı biraz bile umursamadan dudaklarını boynuma, çeneme ve oradan da göz kapağıma bastırmıştı. Bir an önce fazlasıyla hararetli hareket ederken bir an sonra kırılacak porselen bir bebekmişimcesine davranması kalbimin takla atmasına sebep olmuştu. Diğer her zamanki yaptıklarının aksine nedense bu daha yoğun hissettirmişti her şeyi. Belki de duygularımın artık şeffaf oluşundandı.
“Şimdi anlatmak ister misin asıl sebebini?” Gözlerimi gözlerinden kaçıramazken yalan söylemek imkansızdı. Köşeye sıkışmıştım.
“Seni seviyorum, phi.” Benden bağımsız ortaya çıkan sözler karşısında hem onun hem de benim gözlerim genişledi. Dudakları inanamazmış gibi ikiye ayrıldı, nefes dahi almadı. Yalnızca ne kadar ciddi olduğumu anlamak adına bana baktı. “Seni seviyorum, phi. Bunun ağırlığını hissetmeni istemedim, güvenini sarsmak istemedim.” Duraksayarak bir anlığına aralık olan dudaklarına baktım, gözlerine geri döndüm. “Diğer insanlar gibi olmak istemedim ama her şey çok fazla gelmeye başladı ve bir gün sen beni öptün. İplerin koptuğunu hissettim o an.” Durmuş cümlelerimi bitirmemi bekliyordu ve bu kararlılığı karşısında ruhum gittikçe eziliyordu. Ne vardı sözümü kesse ve daha fazla dinlemek istemeseydi? “Kaldıramayacağım kadar fazla olduğunda ne yöne gittiğimi dahi bilemedim ve buradayız, phi.”
“Bana anlatmalıydın.” İlk söylediği bu olduğunda neredeyse tekrar ağlayacaktım ama en azından ne düşündüğümü biliyordu artık. Sertçe yutkunarak onu onayladım. “Seni her zaman dinlerim, biliyorsun bunu.” Belimdeki elleri beni biraz daha kendine çektiğinde istemsizce ellerimi göğsüne yerleştirdim. “Bu kadar kovalamacaya da gerek kalmazdı.”
“Özür dilerim, Mew. Ben gerçekten başka bir çözüm yolu bulamadım hele de sana zorla-“ İşte bu noktada sözlerim kesildi onun tarafından ve daha mutlu olamazdım.
“Bana zorla yaptırdığın hiçbir şey yok, Gulf. Sence istemesem sana izin verir miydim ya da,” duraksadı ve dudaklarını kızaran dudaklarıma yaklaştırdı. “dudaklarında soluklanır mıydım?” Aklım karıştığı için kaşlarımı hafifçe çatsam da dudaklarımız dokunduğunda tüm yüz hatlarım saniyesinde gevşemişti. Bu diğerlerine oranla çok daha yumuşak bir öpücüktü ve neredeyse ayrılmayacağımızı düşüneceğim kadar uzun sürmüştü.
“Mew.”
“Şimdi bu olanlarda hiçbir zorlama olmadığını anladın mı, bebeğim?” Başımı salladım. “Harika, geriye sadece itirafım kaldı.” Tek kaşımı kaldırdığımda dudakları kıvrıldı.
“Nedir?”
“Seni seviyorum, Gulf Kanawut. Seni başından beri çok seviyorum.” Gözlerimin dolması anlamsızdı, çok anlamsız. Ama işte doluyordu ve ben engel olamıyordum. Mew, defalarca öpücük kondurmasına rağmen üstesinden gelmem çok zordu. Gerçek olamazdı. “Bebeğim, seni anlıyorum ama önce pantolonumu giymem gerekiyor.” Gözyaşlarımın arasına karışan kahkaha yüzünden omzuna bir tane vurdum ve dilediği gibi giyinmesine izin verdim. Ardından duş alarak yatağa geçmiştik. İkimiz de yorgunduk, hem ruhen hem de bedenen ama nihayet huzura varabilmiştik.
“Phi.” Yatakta dönerken henüz uyumadığını düşündüğüm bedene seslendim.
“Hm?” Gözleri kapalı olsa da vücuduma sardığı kolu sayesinde beni dinlediğini anladım. Başını boynuma sürterek kendine daha rahat bir nokta arıyordu, orası ayrı.
“Tharntype ikinci sezondan sonra başka bir dizide oynamam için bir teklif aldım. P’Best henüz kesin kararı vermedi ama bence güzel bir fırsat olacak.” Dikkatini çekmiş olmalıydım ki gözlerini aralayarak loş ışığın altındaki yüzüme baktı.
“Hangi dizi?”
“John Wick.”
“John Wick?” Aklının karıştığını net olarak anlayabiliyordum çünkü ilk defasında ben de böyle bir tepki vermiştim. Bildiğimiz John Wick’den mi bahsediyorduk?
“Hm. Yapımcı isim konusunda kararsız olduklarını söyledi fakat aynen John Wick tarzı olacağını söylediler bu yüzden projeye şimdilik John Wick diyorlar.” Mew, başını hafifçe sallasa da hala aklının bir köşesinde merak barındırıyordu.
“Öyleyse aksiyon ağırlıklı olacak. Eğer istersen altından kalkabileceğine eminim, Nong.”
“Öyle mi dersin?” Mew, tekrar eski pozisyonunu aldığında ben de yavaştan gevşediğimi hissediyordum.
“Evet. Benim küçük John Wick’im.”
Güldüm. Komikti ve güzeldi.
Mew Suppasit benim gerçek hayattaki duygularımın yansımasıydı ve çok güzeldi.